12May ölüm...

Yedi ay önce ortaya çıkmıştı hastalığı. Doktor ameliyat gerektiğini söylemişti. Vakit geçirmeden İzmir’de bir hastanede akciğerlerinden birinin yarısını aldırmışlardı… Ameliyattan dört ay sonra yeniden görülmüştü hastalık. Yayılıyordu. Yüzüne karşı, üç ay daha ya yaşarsın ya yaşayamazsın, demişti doktorlar. O üç ayı doldurmuştu.

Sordu:
-Sen korkmaz mısın?
-Şimdilik bir şeyim yok çok şükür…
-Biliyorum yok. Dilerim daha uzun yıllar olmasın. Ama bir gün olacak… Ya da olmadan…

Faik Efendi “kelimeyi şehadet” getirdi mırıldanarak. Sol elinin baş parmağı altında hızla devirdi tespihinin tanelerini.
-Eee, kısmet! Takdiri ilâhi! Tanrı her ne gün yazmışsa…
-İnşallah çok geç yazmıştır… Bana gelince, benimkisi bu kadar. Çok çok bir iki ay daha… İnan bana, cesaret, dayanıklılık falan değil. Düşüne düşüne düşünemez oldum ölümü. Dedim, nesi var ürkülecek? Bir gün ölmeyecek olan kim? Başkalarından ayrılığın ne senin? Sen biliyorsun çok geçmeden öleceğini, başkaları henüz bilmiyor! Bak şu sokaklara, sağından solundan geçenlere, içlerinden kimin ne gün öleceği belli mi? Allah herkese gecinden versin, ama şu alanda gördüğün üç yüz kişi içinde, senden önce ölecek en az üç kişi dolaşıyor belki de… Yani ölüme git demek, bekle demek, elinde değil kimsenin… Sonra dedim: Nesi var ürkülecek ölümün? Bu can benim değil ki! Ben vermedim, ben karmadım ki çamurunu! Ben bağışlamadım ki kendime! Veren verdi, şimdi geri istiyor, alacak! Alamazsın diyemem! Can onun! Ne zaman isterse alır, o bilir orasını. Dünyaya gelirken niye, neden geldim diye sormuyor insanlar da giderken niye gidiyorum diye kahroluyor? Var üzülecek bir şey ortada ama, çok düşününce de yok. Yaşadığın kadar yaşamak, hiç yaşamamaktan iyi diyorum kendime. Altmış üç yaşındayım. Dönüp bakınca geriye altmış üç dakika kadar kısa gelir insana. Saatler dakikalar yaşarken uzun. Geçtikten sonra kayıptır zaman. Az yaşasan da çok yaşasan da silinip gider ardından. Şu dünyanın binlerce, yüz binlerce yılı arasında, bir insanın ömrü altmış üç olmuş, doksan üç olmuş ne değişir? İş yaşarken, öleceğini değil, yaşadığını bilmekte. Ölümün saatini, sırasını kendin seçemeyeceğini bir kez düşündün mü, artık düşünmez olursun ölümü…

Doktor:
-Evet, önemli olan nasıl yaşadığımız, dedi. Ölüm ona göre zor ya da kolay gelir insana…
-Dediğim tam o değildi…
-Anladım dediğinizi. Yalnız siz anlatırken ben de bunu düşündüm…

(Necati Cumalı - Tütün Zamanı 3: Acı Tütün, syf. 225~226.)


Yorumunu Bırak




Flickrs

Blogroll